Politik Psikoloji 10 dk okuma 26

Politik psikoloji açısından Türkiye siyaseti

Politik psikoloji açısından Türkiye siyasetiHangi konuda olursa olsun her değerlendirme kendinden öncekilerin birikimlerini, doğru ve yanlışlarını, var olan koşullar üzerinden tekr…

Politik psikoloji açısından Türkiye siyaseti

Hangi konuda olursa olsun her değerlendirme kendinden öncekilerin birikimlerini, doğru ve yanlışlarını, var olan koşullar üzerinden tekrar tasniflenmesi üzerine ortaya çıkar. Onlardan beslenir ve bir tür devamlılık ilkesi barındırır.

Tarihsel bağlam bu perspektifle okunduğunda birçok başlık ve toplumsal ilkeler üzerine oturur.

Bunlardan biri de kuşkusuz politik psikoloji dediğimiz düzlemdir.

Kısaca tanımlayacak olursak politik psikoloji: Bireylerin ve grupların siyasal tutum, davranış ve kararlarını etkileyen psikolojik süreçleri inceleyen disiplinlerarası bir alandır diyebiliriz. Biraz açarsak; seçmen davranışları, liderlik algısı ve karizma, kimlik, korku ve tehdit algısı, toplumsal kutuplaşma ve grup psikolojisi gibi konularda psikoloji ve siyaset biliminin kesişiminde yer alır.

Özellikle Türkiye toplumu ve onun siyasal yönelimlerini, kararlarını ve aidiyetlerinin incelenmesinde henüz bakir bir alandır ve esasında en büyük inceleme payını da hak eder.

Siyasal iktidar

Genellikle devleti yöneten siyasi grup olarak tanımlansa da aslında iktidar toplumun kılcal damarlarına kadar nüfuz eden, onu bir tür kolektif kimlik etrafında toplayarak tüm yaşamı kendi varlığını sürdürebilme adına konsolide eden bir yapıdır. Erdoğan da bu mesele üzerine şunları söylemişti geçmişte: ‘evet devlete hakimiz, kurumlara hakimiz fakat kültürel iktidara hakim olamadık…’ Kültürel iktidar kavramı geniş değerlendirmeye muhtaç bir alan olduğu için burada vurgulanmak istenen meselenin anlamına odaklanmamız gerekiyor.

AKP iktidara geldiği günden bugüne tüm seçim süreçlerini ve genel olarak iktidar pratiğini toplumda yarattığı duygusal motivasyonlar üzerine kurdu ve kampanyaları da bu yönde yürüttü. Zaten yıpranmış partiler ve siyaset kurumu varken başta adaletsizlik,türban meselesi ve demokratik söylemler toplumda-bilhassa orta sınıf ve yoksul kesimlerde- bir umuda dönüştü. Toplumsal zemini bu temelde örgütlerken aynı zamanda devlet içinde de adem-i merkeziyetçi unsurlarla merkeziyetçi unsurları bir araya getirmek gibi bir siyasal kabiliyet gösterdi. Durum her ne kadar tersini arz etse de ‘Biz bu millete efendi değil ; hizmetkar olmaya geldik’ söylemi konsolide ettiği toplumsal gruplarla bağ kurma ve ‘ben aslında sizden biriyim’ mesajını vererek aidiyet duygularını kendine bağladı. Fakat özellikle gezi süreci, fetö ile olan iç çatışma ve ardından 7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidar olamama durumu onun gerçek siyasal karakterinin ortaya çıkmasında ve çelişkilerin iddiadan pratiğe döndüğü süreçler oldu.

Bu noktada Erdoğan toplumdaki güç algısını koruyabilme adına önce ‘onlar ve biz’ tanımları üzerinden bir kutuplaşma ardından da %52’lik milliyetçi-muhafazakar ve birazda liberal çevresinin desteğiyle başkanlık rejimine geçerek tüm hakimiyeti sağladı. Bugün siyaseten ve özellikle hukuken tüm meşruluğunu yitirdiği için bu iktidarı uluslar arası rolü ve içte de kayyumlar, ve temsili isimler üzerinden yürüttüğü hukuksuz tutuklamalar (Ekrem İmamoğlu, Selahattin Demirtaş, Can Atalay…), ve bir tür korku ve baskı psikolojisiyle yürütebileceğini düşündü.

Siyasal muhalefet

Her lider verdiği mesajlarla hitap ettiği kitlesinde bir motivasyon ve güç olgusu yaratmak için belli söylemler ortaya koyar ve bunun siyasetini inşa etmeye çalışır. Mustafa Kemal’in cumhuriyet kurulurken özellikle ‘ Türk milleti çalışkandır,zekidir, ne mutlu Türküm’ diyene sözleri bunun naciz bir örneğidir. Yani kitlede bulunmayan özellikle olsa bile liderin ortaya koyduğu tanımlar o kitlenin ortaya konan değerlere varmasında bir eşik ve duygusal motivasyon görevi üstlenir.

2023 yerel seçimleri Türkiye’de hem iktidar hem de muhalefet açısından çeşitli sonuçlar doğurdu. ‘Yenilemez’ denilen AKP ve Erdoğan rejimi yenildi. ‘Alınamaz, buralar bizim kalemiz’ denilen yerler muhalefet tarafından alındı. Bunda özellikle Cumhuriyet halk partisindeki ‘Değişim’ söyleminin büyük bir etkisi olduğu söylenmelidir. Koşullar ne kadar kötü olursa olsun ekonomik,siyasi,hukuki olarak, kendi siyasetini ve toplumsal gücünü ‘umut’ üzerinden inşa edemeyen muhalefet bir anda Özgür Özel liderliğin yerel yönetimlerin % 65 ini ve neredeyse bütün büyükşehirleri AKP’den aldı.

Ve yine Erdoğan rejimi ‘Çanlar’ı çaldı ve CHP üzerinden genel olarak toplumsal muhalefeti de dağıtmak adına başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere belediye başkanları tutuklanmaya ve buna dair söz söyleyen herkes şafak baskınlarıyla evinden alınmaya başladı. Hem parti içi muhalefeti ve mahkeme baskısıyla kurultay iptal davaları hem de bu operasyonlarla seçim zaferinin bedeli Özgür Özel ve CHP başta olmak üzere tüm toplumsal muhalefeti dağıtacak şekilde bir siyasal atmosfere girerken Saraçhanede yapılan bir konuşma tüm akışı değiştirdi. Özgür Özel Saraçhanedeki savcı Akın Gürlek ve Erdoğan hakkında oldukça sert ve tam karşıdan hizalanan duruşuyla, ses tonuyla, bakışlarıyla adeta meydan okudu ve muhalefet dağılma sürecindeyken bir anda toparlanmaya başladı. Özgür Özel toplumda giderek artan adaletsizlik, yoksulluk, nepotizm ve özellikle siyasal baskı ortamını teşhir eden ve buna meydan okuyan duruşuyla artık CHP genel başkanı değil/ ana muhalefetin lideri olduğunu ortaya net bir biçimde koydu.

İşte tam bu noktada değerlendirme farklı bir hal alıyor. Neredeyse tüm büyükşehir belediye başkanları tutuklanan, parti içi muhalefetin neredeyse iktidar adına çalışıp saldırdığı, kurultay iptal davalarıyla parti içi gücüne darbe vurulmaya çalışılan bir partinin genel başkanı, ortaya koyduğu duruşuyla ve toplumda yarattığı liderlik imajıyla tüm bu siyasi baskı, yargı gücüyle bastırma ve toplumsal muhalefeti sindirme hamlelerini boşa çıkarmaya çalıştı ve nispeten başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Yarattığı bu lider imajıyla hem devletin kurumları, hem uluslar arası kamuoyu hem de kendisine oy vermeyen kitleler dahil tüm toplumsal kesimleri ikna etmeyi başardı ve meydan meydan gezerek yargılayanları yargıladığını söylemek boş bir yorum olmayacaktır.

Tüm bu analiz ve olgular tam olarak politik psikolojinin kavramlarıyla açıklanacak olursa;

1. Yerel seçimlerle birlikte AKP yenilmez algısı kırıldı ve özellikle güce yönelen kesimleri caydırmakla birlikte muhalif kesimlerde -7 Haziran seçimleri sonrası- tekrar toparlanma ve motivasyonun arttığı gözlemlendi. Öncelikli olarak lider kavramı oturdu, tüm ulusal ve uluslar arası kamuoyu bu anlamda meydan meydan bu hukuksuzlukları dinledi, ‘adaletsizlik’ duygusu toplumda bu yargılamaları anlamsız bıraktı, AKP’yi salon CHP ve muhalafeti ise meydan siyasetinin bir parçası haline getirdi.

2. Tutuklanma süreçlerinin başlamasıyla birlikte Özgür Özel’in dile getirdiği başlıklar ‘demokrasi mücadelesi’ ‘hukuk’ ‘adalet’ gibi üst değerler merkeze alınıyor.

Politik psikolojide bu ‘kolektif kimlik inşası’ anlamına gelir.

CHP lideri bu siyasal söylemleriyle özellikle tüm ülke muhalefetini ‘ortak tehdit algısı’ temelinde ortak dayanışma duygusu etrafında büyük oranda örgütledi.(En azından tabanda böyle) Seçmenleri ve geniş halk yığınlarını sadece bir partiye değil bir ‘değerler kümesi’ne bağlayarak böylesi bir kriz döneminde tabanın dağılmasının önüne geçti.

3. Rol netliği ve liderlik konsolidasyonu

Özel’in parti içi disiplin ve mesaj birliği vurgusu, liderliğinin daha merkezi ve net görünmesini sağlar. Bu durum politik psikolojide ‘belirsizlik azaltıcı liderlik’ olarak tanımlanır. Bu durumun seçmen açısından tezahürü ‘kontrol eden lider’ motifidir. Dolayısıyla parti içi çekişmelerin kamuoyu algısında zayıflatıcı etkisini azaltacak bir örüntü oluşturacaktır. Aynı zamanda kriz anlarında hızlı karar alma durumu da psikolojik güven olgusunu yükseltecektir.

4. Sadece bu süreçler değil; Özgür Özel genel anlamda Chp’nin siyaset biçiminin yanı sıra ideolojik konumlanışını da parti temel değerleri cumhuriyetin değerlerini esas alarak ve bağlı kılarak daha ‘sol’ bir karaktere büründürdü diyebiliriz. Bunun seçmen ve Türkiye’de ki karşılığını bireysel psikoloji üzerinden şöyle tarif edebiliriz. Gerçek karakterini bildiğimiz insanların farklı davranışlar sergilediğini görmek o kişiye karşı tüm güven duygusunu yitirterek bir değişimin önüne kendiliğinden set çeker. Kılıçdaroğlu döneminde özellik sağ popülist kavramlarla siyaset yapan kılıçdaroğlu ve ekibi toplum üzerinde tam olarak böyle bir etki yaratıyordu. Dolayısıyla ‘kendi olmak’ ve temel değerlere bağlı bir siyaset her zaman için seçmen açısından daha saygı ve kale alınır bir durum arz ediyor.

Tüm bunların yanı sıra tabi ki olumsuz birkaç tespiti de eklemek ve uyarmak gerekiyor:

1. Aşırı duygusal mobilizasyonun kutuplaşmayı derinleştirme riski

Politik psikoloji literatüründe duygular (özellikle öfke ve tehdit algısı) seçmeni hızlı bir şekilde mobilize eder; ancak uzun vadede toplumsal kutuplaşmayı artırabilir. Sert siyasal söylemler parti tabanını ve muhalefeti konsolide ederken karşıt blokta savunmacı kimlik reflekslerini güçlendirebilir.( Bu durum sert muhalefet edilmeyecek gibi anlaşılmamalı; söylemler dikkatli seçilmeli ve konjektürle bütünleşmeli).

2. Siyasal mücadelede lider mutlak önemlidir fakat sadece liderin özne olduğu bir siyaset biçimi toplumsal karşılık üretme konusunda tıkanabilir. Bunun yanı sıra Chp’nin parti kadroları ve örgütsel motivasyonunun daha da siyasallaşması gerekecektir. Mevcut siyasi kadrolar büyük oranda Kılıçdaroğlu dönemi kadroları ve sert bir çatışma siyasetine pek de uygun isimler değiller. Özellikle yerel örgütlenmelerdeki belirli isimlerin sürekli özne olma durumu hem Chp seçmeni hem de kamuoyu açısından tüm bu muhalefet birikimini kırıcı bir nitelik taşıyacaktır. Bunun yanı sıra kurultay sürecindeki tartışmalar zaten dışarıya karşı bir aradalık görüntüsünden uzaktı. Partinin ve kadrolarının aktif bir özne olması hem siyasetin merkezileşmesi ve parti içi eleştirileri de boşa çıkaracak hem de mevcut yapı toplumsallaşan bir siyasal karakter kazanacaktır.

3. Üçüncü ve son olarak değerlendirmelerrin bir toplamı olarak ifade etmek gerekirse; siyasal strateji gereklilikleri ve Türkiye’de ki konjonktür açısından başarı temelleri politik psikoloji açısından değerlendirildiğinde Özgür Özel liderliğindeki Chp’nin duygusal mobilizasyon ve genişletme kapasitesi, aynı zamanda dikkatli yönetilmediğinde risk alanına dönüşebilir.

Sonuç

Başarının anahtarının şu 3 başlıktaki denge ile sağlanacağı tespit edilmiştir:

1. Sertlik-Umut dengesi

2. Merkezileşme- Çoğulculuk dengesi

3. Genişleme- Kimlik netliği dengesi

Bu dengeler sağlandığında, psikolojik olarak hem taban konsolide edilebilir hem de geçişken ve kararsız seçmenler ikna edilebilir.