Güncel 6 dk okuma 119

Bir Çocuk Neden Okulunu Basar ?

“Köyü tarafından sevilmeyen bir çocuk, bir gün mutlaka dönüp o köyü yakacaktır”-Kızılderili atasözü

“Köyü tarafından sevilmeyen bir çocuk, bir gün mutlaka dönüp o köyü yakacaktır”-Kızılderili atasözü

Gün geçmiyor ki ülke olarak güvenlik algımızı kırıma uğratmayan, kendimizi ve sevdiklerimizi tehdit altında hissetmediğimiz bir olay yaşanmasın. Toplumsal psikoloji bir toplumda tekil olarak bireylerin yaşadığı deneyimlerin aynı bağı taşıyan insanlarca da hissedildiğini açıkça ifade eder buna psikolojide kollektif bilinç ve kollektif duygulanım diyoruz. Dolayısıyla sayısı giderek artan ve insanların en temel ihtiyaçlarından olan güvenlik ihtiyacı noktasında ülkece büyük sorunlar yaşıyoruz.

Bireyselleşme ile başlayan ve insanı toplumsal, siyasal ve politik ilişkilerin dışına itip ‘yalnız’ durumuna düşüren bir iklim bu. İkili ilişkilerin her türlüsünde aile, duygusal partner vb yakınlıklarda dahi güven duygusunu devşiremiyoruz.

Ailemiz dışında, eğitim öğretim kapsamını da aşan ilişkileri kurduğumuz yerlerin başında okul geliyor. Sosyal izolasyonun arttığı bu günlerde okullar aileden sonra bireylerin kendi kimliklerini, öz değer özsaygı gibi insan ilişkileri aracılığıyla yapılandırılan duyguların kazanıldığı bir ortam görevi görüyor.

Şiddet pratiğine yönelen bu bireylerin bu alanın önemi ve kendisindeki duygusal yansımasını çok önemli buluyorlar ki ilk hedef buralar oluyor peki nedir meselesinin aslı, psikoloji bu konuda ne diyor ?

Eylemin türü

Bir yer hedef oluyorsa orası sadece mekansal bir hedef değil, şiddet pratiğini uygulayan birey açısından duygusal yaşantısının da bir temsili, bir sembolü haline gelebiliyor. Ülkemizden ziyade daha çok Amerika gibi toplumlarda çok sık görülen bu davranış biçiminin bilimsel pek çok araştırma ve anket çalışmalarında, saldırgan profilinden elde ettiğimiz ipuçları bize şunu gösteriyor. Kesinlikle münferit sayılmayacak ve toplumun tamamını ilgilendiren bir durum. Sebeplere gelelim.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Birincil ve bence en önemli sebep değişen toplumsal ilişkilerde bireyler kendilerini haksızlığa uğradığını düşündüklerinde yardım alamıyorlar. Şiddet pratiğine yönelen bireyin sebepler silsilesi böyle başlıyor.

Değinmeden geçmeyelin bu konuda devletin en asli görevlerinden biri de devletin (sosyal devletin) o ülkedeki vatandaşlara yönelik tarama, inceleme ve müdahale gibi ruh sağlığı hizmetlerinin tam teşekküllü bir şekilde sürdürülmesi. Bunun dışındaki tüm çıkışlar, duygusal olarak olaydan etkilenip öfke ve güvensizlik duygusuyla çocuğu ya da ailenin üstüne tüm sorumluluğu atıp asıl sorumlusu olan devlet kurumlarının dikkatini yeterince çekememek, onların da gerekli aksiyonu almalarının önüne geçmek olur diye düşünüyorum.

Psikolojik altyapı

Duygusal bağlar kurduğumuz insanlar ve bu insanlarla bütünleşen mekansal alanlardan olumlu ya da olumsuz etkilenir ve bunu karşı tarafa mutlaka iletiriz.

Bir çocuk eğer bu eylemi gerçekleştiriyorsa altındaki duygusal ve psikolojik motivasyonları ortaya koyalım.

1. Beni görün

Birey, yok sayıldığı veya kendi değerini tarttığı ortamdan gerekli geri dönüşü alamadığında bunu düşmanlaştırarak aşmaya çalışır. Bu duygusal sistematik en çok kadın-erkek ilişkilerinde ortaya çıkar. Duygusal olarak karşılık alamayan erkek fiziksel güç uygulayarak güçlü hissetmeye çalışır. (Bilinçaltı bir süreç olarak)

2. Adalet duygusunun inşası

Her birey öfkeyi ikincil bir duygu olarak yaşar. Asıl temelinde gelişen durum yani birincil duygu; adaletsizliğe maruz kalma ve engellenme hissiyatıdır. Kendini ifade edemeyen ve bunun anlatamayan birey, gerekli geri dönüşü alamaz ve kendi adaletini sağlamaya çalışır. Toplumda en çok maruz kaldıkları yöntem de her ne ise beyin bunu ilk sıraya koyarak, bireyi yönlendirir.

3 .İntikam ve düşmanlık

Değersizlik yaratan yaşantıların ardından bireyin zihni bu durumu kaldıramaz ve kendi kendine “ben bunu haketmedim” duygusuna kapılarak adalet araışından sonra şunu söyler Adaleti sağla ! Peki ama nasıl ? Bunun için gerekli duygusal motivasyonlar yoksa gerekli tetikleyen unsurlar çalışmıyorsa birey kendine döner ve eğer gerekli düşmanlığı hedef alınacak bir kişi bile olsa onu o duygularla baş başa bıraktığını düşündüğü herkese bu şiddet pratiğini yöneltir.

4. Onay arayışının bir türlü sağlanamaması

Herkes çocukluğundan hatırlar, bir çocuk ağaca çıktığını en çok anne babasına göstermek ister. Veya bir tiyatro gösterisinde en çok anne babasına o şovu sergiler. En çok da “güçlü”olduğu için babasına ve güçlü hissetmek için de yine onun onayına başvurur. Eğer anne baba çocuğun yaptığıyla ilgilenmiyorsa çocukta değersizlik duygusunun tohumları ekilir ve o tohumların ‘meyvelerini’ elbet yaşadığı toplumun üyeleri acı bir şekilde tadar.

Elbetteki tekil olarak bireylerin şiddet pratiğinin derin analizleri yapılabilir fakat en temelde vurgulamak istediğim bir durum da. Suçlu arayıp da tüm duygusal yükümüzü bu ‘suçlu’lara aktarmak yerine toplum olarak neden bu hale geldiğimizi sorgularsak ve doğru siyasal, toplumsal talepler etrafında buluşursak bu sorunların sorumlular tarafından da gerekli dikkati çekeceği düşüncesindeyim. Onun dışındaki tüm pratikler toplumca kendimizi tatmin etmekten öteye gitmez.

Devlet kurumlarına açık talep.

Artık gelişen toplumsal ilişkilerin geldiği noktaya bakarsak yekten söyleyelim. Aile hekimi sistemi gibi, her aileye bir psikolojik danışman veya psikolog sistemi de acilen kurulmalı, kamunun kaynakları bir takım çevrelere değil buraya akmalı ve acilen bu sistemin uzmanlarca oluşturulup uygulanması gerekmektedir. Artık sosyal izolasyon bizi çekirdek aile çeperine hapsetmiş durumda ve bu şiddete yönelen çocuk kavramı bu aile ortamında gelişiyor. Kendimizle yüzleşmek durumundayız. Yoksa her gün verilen canlar ve kayıplarla yüzleşmeye devam edeceğiz maalesef.

Not: Uzun uzun ele alınması gereken bu konuyu güncel uyarıları ve bilgileri içermesi açısından kısa tuttum. İlerleyen süreçlerde tüm toplumsal ilişkilerin bu davranışların açığa çıkmasındaki rolünü daha derin ve literatür taramalarından süzülen çalışmalarla ifade edeceğim.